Son Dakika
BİR CIA AJANININ DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ ” GÖREV AŞKI ” (2.BÖLÜM)

BİR CIA AJANININ DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ ” GÖREV AŞKI ” (2.BÖLÜM)

This post has already been read 358 times!

Mao’nun, Komünist Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilanından (1 Ekim 1949) daha 1 ay önce İngiltere, Komünist Çin Hükümeti’ni tanımaya ve hatta Pekin’in BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkına sahip kurucusu olarak kabulünü desteklemeye çoktan hazırdı. Londra’dan yapılan açıklamalara göre, “Milliyetçi Çin (Çan Kay Şek)’in nüfuzu artık çok mahdut bir sahaya münhasır kaldığı için, BM Meclisi’ne, Çin’in hakiki temsilcisi olarak Komünist Çin Hükümeti kabul edilmeli”ydi.

Londra’ya göre, “Komünist Çin’i kabul etmemekle şu kanaat ve his uyandırılıyor ki, Asya’lı bir memleket, ne kadar büyük olursa olsun, iç rejimini dilediği gibi tanzim hakkından mahrumdur. Komünist olmak BM Meclisi’ne girmemek için kâfi bir sebep olsa, Sovyet Rusya’nın, Meclis’te üye olmaması icap ederdi. Moskova temsil olunduktan sonra Pekin komünistlerinin BM Meclisi’ne girmemelerinin sebebi pek açık görünmüyor. Sovyetler, bu hususu Amerika aleyhine kullanmaktadır. Böylece Komünist Çin, BM camiasının dışına itiliyor ve Moskova’nın nüfuzuna terk olunuyor. Halbu ki Pekin, BM Meclisi’ne alınmalı ve bu suretle Anglo-Sakson ve Batı âlemi nüfuz sahasına yaklaştırılmalıdır.”

Gayet makul gözüken ve hemen herkesin kabul edebileceği bu görüşlerin arkasında uzun vadeli bir hesap vardı. Atom bombasının sırlarını Komünist Rusya’ya vererek Amerikan hâkimiyetine son veren İngiltere, şimdi de Komünist Çin’i (bugünkü Çin) destekleyerek, hem Komünist Rusya’nın karşısına hem de ABD’nin karşısına yeni bir güç çıkarmanın temellerini atıyordu. Londra, “ikilik” çıkarmayı bir kez daha başarmıştı.

1947’de CIA, casusu Douglas S. Mackiernan’ı Doğu Türkistan’a gönderdi. Burası Rusların, 2 yıl sonra, ilk atom bombası denemelerini yapacakları Kazakistan’ın Semey bölgesinin sınır komşusuydu. Mackiernan’ın Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele veren Osman Batur’la ilk görüşmesi 1947 yılının Haziran ayı ortalarında gerçekleşiyor. Etrafına avlanmayı çok sevdiğini söyleyen Mackiernan, bu bahaneyle, Rusya sınırı boyunca yerleştirdiği radyasyon algılama cihazlarını kontrol etmeye gidiyordu.

Bu yıllarda Doğu Türkistan, Çin’in işgali altında olmasına rağmen iç savaş sebebiyle bölgede Pekin’in nüfuzu düşük, Rusya’nın etkisi daha fazlaydı. Batur, Mackiernan’la bir sohbetinde Altay vilayetinin Köktogay bölgesindeki bir maden ocağıyla Rus’ların neden bu kadar çok ilgilendiğini anlayamadığını, buradan götürdükleri taşları ne yaptıklarını merak ettiğini söyledi. Mackiernan, “O taşlardan hiç var mı?” diye sordu. Batur, “Var, geçen gün taş dolu bir kamyonlarını vurduk, derede yatıyor” dedi. Osman Batur buradan birkaç taş parçası getirtti ve Mackiernan’a verdi.

Aslında casus olan Mackiernan, Urumçi’deki ABD konsolosluğunda görevli konsolos yardımcısı olarak tanınıyordu. Mackiernan taş parçalarını aldı ve Urumçi’ye döndü, yanındaki özel cihazlarla bunları incelemeye başladı. Taşların radyasyon özellikleri vardı. Bu durum, 1943’te Urumçi’deki ABD Başkonsolosu’nun, Rusların Altay dağlarında uranyum aradıklarına dair raporunu kuvvetlendiriyordu. Mackiernan birkaç parça taşı da Washington’a gönderdi. Bunlar evet, uranyum parçalarıydı. Demek ki Sovyetler atom bombası yapımına girişmişlerdi.

Bu arada Komünist Çin Kuvvetleri, ülkenin hemen her yerinde Milliyetçi’lere karşı üstünlük sağlamışlar ve Urumçi’ye de gelmişlerdi. Mao’nun askerleri Urumçi’ye yaklaşırken, şehirdeki tüm Amerikalı diplomatlar, Çin’i terketmişti, ama Mackiernan hariç!Peki neden?

Perşembe günü devam edelim.

Kaynak: http://www.gunes.com/yazarlar/omer-ozkaya/gorev-aski-2-719455